Thursday, July 13, 2017

KOD ADI TİTANYUM

Yıl 2100…
Doğalın nerede bittiğinin, yapayın nerede başladığının kestirilemediği yıllar.. Atmosferde serbest dolaşan yapay zekalı nanoçipler insanlığın iradesine doğdukları andan itibaren nüfuz etmekteydi. Bunlara nanocasus da diyebilirdiniz. Akıllı cihaz veya bir başka teknoloji ürününün sunabileceği her şeye tek başına sahip küçük canavarlar.. Son sürüm akıllı cihaz diye de adlandırabilirsiniz arzu ederseniz.  Bir insanın bir şeyi istemesiyle aynı anda dış dünyayla bağlantı kuran bu nanoçipler ; arzulanan şeyi 3D yazıcılarla hemen oracıkta üretmekteydiler. Buraya kadar her şey güzeldi.
Sorun 2050 yılında Yönetim’in başıboş nanoçipleri tek bir güç altında toplama kararı almasıyla başladı. Kötü amaçlı kullanımları kontrol altında tutmayı hedefleyen bu karar bazı gruplar tarafından hoş karşılanmadı. Bunlara isyancılar dendi. İsyancılara göre nanoçiplerin kontrolünün Yönetim’in elinde tutulması aynı zamanda insanların da köleleştirilmesi demekti. Kötü amaçlı kullanımları engellemeyi istediğini belirten Yönetim’in kendisi de amacından sapabilirdi. Bu çiplerle insan iradesi arasındaki ince çizgi zamanla kaybolmuştu ne de olsa. Çiplere gönderilen sinyalle insan sinir hücreleri arasındaki elektriksel akım ayırt edilemez bir haldeydi.
Tüm itirazlara rağmen gerekli yasa onaylandı ve isyancılar hain ilan edildi. Bu arada isyancıların öngörüsü gerçekleşmiş; insanlar hızla Yönetim’in menfaatleri uğruna kullanılan modern köleler haline getirilmişti. Beyinlerine nanoçipler vasıtasıyla gönderilen sinyaller sayesinde her denileni yapan zombilere dönmüştüler. Önceden önlemini alıp hür iradelerini kaybetmeyen isyancılar için yok edilme emri çıkarılmıştı.
Yetza, görünmez manyetik duvarların ardından öteleri seyrediyordu. Tamamen hologramdan ibaret elbisesinin kırmızı rengi batmakta olan Güneş’in kızıllığıyla daha da bir dikkat çekiciydi. Bundan rahatsız oldu ve rengin mavi olmasını arzuladı. Ve anında elbisesi maviye büründü. Zihninin büründüğü hüzün kadar maviydi en az.. İşlerin nasıl bu noktaya geldiğini düşünüyordu Yetza. Milyarlarca kölenin geri kazanılması için ümit var mıydı acaba ? İçtikleri özel bir kimyasal formüle sahip sıvı ve manyetik kalkan gibi önlemleri almamış olsaydılar kendileri de aynı durumda olacaktılar belkide. Çatık kaşlarının arasından süzülen terler O’na insanlığından geriye kalan son şeyleri hatırlatıyordu. Ne kadar insan ne kadar robot olduğunu kestiremiyordu. 12 yıl önce Yönetim’in ordusu ve isyancılar arasında çıkan büyük savaşta vücudunun sağ tarafını tamamen kaybetmiş; yerine yapay organ ve parça nakli yapılmıştı. Yetza isteseydi insan dokusuyla birebir aynı özelliklere sahip bir malzeme ile hemen oracıkta bunu değiştirebilirdi fakat bu titanyum malzeme ona daha çok güven veriyordu. Sonra sol tarafına baktı. Et ve kemikten olan tarafa. Savaşta yaralanıp da ölümcül yara aldığından dolayı daha fazla hareket edemeyip “Beni bırakın, size ayakbağı olurum” diyen insanlar gibiydi.
“Beni bırak Yetza, sana ayakbağı oluyorum. İnat etmeyi bırak. Bunu daha ne kadar sürdüreceksin.”
Nasıl yapabilirdi ki ? Eski bedeninden vazgeçmek tüm insanlığından, geçmişinden, hatıralarından da vazgeçmekti Yetza için. Bir an için şefkat ve merhamet duyguları kapladı içini. Bunu dışına da yansıtmak istedi. Beyaz rengi tercih etti. Elbisesiyle beraber etraf da aydınlanıverdi. “Kasvetli düşüncelerden sıyrılmak gerek”, dedi kendi kendine.
Uçmak için kanat programını başlatıyordu ki karşısında bir hologram görüntü belirdi:
“Yetza Kasüt, şehrin kuzeyinde manyetik kalkanda sızıntı var. İçeri giriş yapan orta seviye bir android ve robot ordusu 33 insanın ölümüne sebep oldu.” dedi hologram ve kayboldu. Tamamlanmış kanatlarını ve tüm elbisesini siyah renge kodladı Yetza.
Öfkesini bu renkle ifade etmeyi seviyordu. Et ve kemikten ibaret sol koluna son kez baktı. Sesli  bir komut gönderdi :
“Titanyum programı başlasın !!!”


MR. NOBODY

No comments:

Post a Comment